SevgiForum.NET  




Go Back   SevgiForum.NET > PAYLAŞIMLARIM > Kişisel Gelişim

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
      #1  
Alt 19.02.2019
Sahra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 10.09.2013
Üye No: 1639
Mesajlar: 12.154
Likes : 1122
Karizma Puanı: 72062
Sahra isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Gözlerin anlattığı cümleyi suskunlar dinler.
Standart Bitenler hep can acıtır… neden…?
Bitenler hep can acıtır… neden…?

…çünkü bitenlerin hep bitmemesi gerekenler olduğu düşünülür de ondan…
Bazen de bitenler sevindirir… neden…?
…çünkü bitenlerin hep hayatımızdan gitmesi gerekenler olduğu düşünülür de ondan…

Halk arasında bilinen bir tabir vardır. “Her bitiş, yeni bir durumun başlangıcıdır” şeklinde.
Psikolojide de böyle bir ilke var sevgili okurlar… her ulaşılmak istenen hedef, aslında başka bir şeyin sonudur. Ve aynı durum farklı bir sürecin başlangıcıdır da…
İlk duyulduğunda biraz karışıkmış gibi geliyor.


Diyelim ki hayatımız boyunca bir takım idealler ve hayaller uğrunda koşturduk durduk. Gece demeden, gündüz demeden çalıştık. Kendimize ulaşılacak bir standart belirledik. Bu standart için, aradan geçmesi gereken zaman sürecini hesapladık. Derken yıllar geçti… günler, aylar su gibi akıp gitti… ve… ve sevindirici sonuç…! “Nihayet oldu…!” işte tam da istediğimiz yerdeyiz…

İnsan organizması ve yaşamın kurulum mantığı çok ilginç. Bir yandan üretiyoruz, uğraşıyoruz, koşturuyoruz, didiniyoruz, yoruluyoruz… ama… ama üretirken aslında başka şeyleri de tüketiyoruz.
Üretirken tüketen bir varlık olmak, kaygan bir zeminde düşmeden ayakta durmaya çalışmak gibi bir durum aslında… çünkü ulaşılması hedeflenen her amacın, bizden alıp götüreceği bir çok şey olabilir. Bu normaldir de.

Okulumuzdan mezun olmayı hedefleriz… aradan yıllar geçer… mezun oluruz… üreten kişi oluruz… ama diğer yandan kendi içimizde tükettiğimiz başka süreçler vardır. Sahip olduğumuz “zaman” gibi…”ömür” gibi…
Koşturup dururuz bir sıkıntıdan kurtulmak için… kurtuluruz da nitekim… bir şeyleri ele geçiririz belki evet… ama neleri tüketerek…?
…
Son günlerde aldığım bir mail dikkatimi çekmişti. Benzerleri de zaman zaman geliyor doğrusu… herkes bir şeylerin peşinde… herkesin kendisine göre bir yaşam planı var. Kişinin kendi hayatını planlamasından, kendi igi-beklenti ve ihtiyaçlarına göre kurgular geliştirmesinden daha doğal hiçbir şey olamaz bence.

…peki doğal olmayanı ne…? Ya da tüm bunların arasında gözden kaçan…?

BU GÜNÜMÜZ…!

…
Kimileri geçmişe takılarak, sürekli geçmişten çekip aldıklarını bugüne taşıyarak, kendi elleriyle, kendi hayatlarını yaşanmaz hale getiriyor.
Kimileri de gelecekteki yaşanacaklar uğruna, bugününden vazgeçiyor…

Doğru olanı ne…?

Her ikisini de harmanlayarak, sağlıklı bir biçimde yaşamaya gayret etmek.
…şöyle ki… geçmişte yaşananlar “geçmiştir”. Yani adı üzerinde “geçmişte kalmış”tır. Onları alıp alıp getiren, bugüne yerleştiren bizleriz. Herhangi bir olay, durum, sıkıntı, zorluk, öfke, kızgınlık,…vs. her duygu, yaşandığı zamana aittir. O gün, o günkü ruh hali, o günkü anlama ve algılama süreçleri, o günkü sosyal ve ekonomik koşullar içinde anlamlı ve önemlidir.

Yaşanan ve o günkü şartlarla anlamlandırılan bir olayın, bugünümüze taşınması ve bugün de geçmişteki gibi bizi etkilemesi olanaksız görünüyor doğrusu. Fakat bir çok kişi, falanca zamanda yaşadığı olumsuzluğu niçin taptazeymiş gibi hissedebiliyor…?

Çünkü bilinçaltı onu beslemeye ve büyütmeye devam ediyor. Kişilik yapısı, yetiştirilme şekli, olaylarla baş etme yeteneği gibi bireysel süreçler devreye giriyor. Böylece benzer durumlara, birbirinden farklı tepkiler veren insanlar ortaya çıkıyor.

Geçmiş vardır… ama yaşananlar artık orada kalmıştır. Temel prensip bu olmalı sevgili okurlar… geçmiş kendi kendine atlayıp da şu anımıza gelmez… gelemez… onu olduğu yerden itina ile alıp getiren bizlerin patolojileridir tamamen. Demek ki geçmiş vardır… ama olayın gerçekleştiği yaşam dilimi içinde anlamlı ve önemlidir.

Ve geçmiş, geleceğimize ışık tutmak için hafızalarımızda yer almalıdır. Halihazırda yaşadığımız hayatı burnumuzdan getirmek için değil. Sürekli ramazan pilavı gibi ortaya dökmek, olayları parmağımıza dolamak, ruhsal açıdan takıntıları olan insanların yaptığı bir tavırdır. Sağlıklı bünye bu ve benzeri durumlarda, yoluna devam etmeyi sever. Geçmişte olanı bir kenarında bulundurur ama, ondan bilgi almak ve olası benzer sıkıntıları yaşamamak için tecrübelerden istifade etmeyi seçer.

…ve gelecek…
Gelecek ise, adı üzerine inşaAllah bir gün “gelecek”… yani henüz ortalıkta yok… zaman ilerledikçe gelecek de bir gün gelecek J

Tam da bu nedenle gelecekle ilgili abartılı duygular yaşamak, abartılı planlar yapmak, gelecek için günümüzü zorlayan yatırımlar yapmak, zaman içinde ruh sağlığımızı bozmaya başlıyor.

…derken her iki uç noktada yanlışlık yapan insanların sayısı artıyor. Ve bu kişilerden gelen maillerin sayısında da artışlar olmaya başlıyor.
Kimisi geçmişine takılmış… bir türlü ordan çıkıp da bugüne gelemiyor….
Kimisi de geleceğe takılmış… her şey gelecek için… nefes almasının anlamı bile gelecek olmuş… bugünü yaşayamıyor…

Sonuç…?
Her iki halde bulunan insan da aynı ortak sorunu paylaşıyor…

BU GÜNÜ YAŞAYAMAMAK…!

Oysa ki –ilginçtir- geçmişimizden ve geleceğimizden sorumlu değiliz. Geçmişte hatalar yapmış olabiliriz… türlü hatalar… bugün bu yanlışların farkına varmışsak ve benzer sıkıntıları yaşamamaya özen gösteriyorsak, geçmişin bizi rahatsız etmemesi gerekir. Ve geçmiş gelip de öyle arabesk içerikli Türk filmlerinde olduğu gibi yakamıza yapışmaz.

Diyelim ki yapıştı… o zaman da “Evet… bir dönem o söylediğiniz hatayı yapmıştım… artık yapmıyorum…” diyerek yolumuza devam etmemiz gerekir.

Bununla birlikte geleceğin bize neler getireceğini de bilemeyiz. Çünkü “gayb”dır. Ortalama doğru olduğuna inandığımız ve aklımızı devrede tutarak, güvendiğimiz insanlardan da destek aldığımız kararlarla yolumuza devam ederiz. İyi ve güzel bir sonuçla karşılaşırsak seviniriz. Olumsuz bir durumla karşılaşırsak da “Hayyy Allah… demek ki seçtiğim yolun böyle de bir getirisi oldu… neyse bunu düzeltmek için ne yapabilirim acaba…?” diye yine yolumuza devam etmeye çalışırız.


Aksi halde “arada derede kalan bir psikoloji”yle hareket etmiş oluruz ki, son derece sinir bozucu bir durumdur.
…
Ortalama gelen sorular şöyleydi sevgili okurlar… “…geçmişte falanca gibi bir zorluğum oldu… aslında olaylar düzeldi ama ben hala aradan 10 yıl geçmesine rağmen unutamadım….”
Veya… “…bütün gücümle gelecek için çalışıyorum ama yine de mutlu olamıyorum…”
…
Geçmişte yaşayıp da, aşağıdaki marketten aldığı bir külah dondurmanın keyfini çıkaramamak ne kadar büyük bir yanlışsa; kendisini, daha ne olacağı belli bile olmayan geleceğine kilitleyip, karnının acıktığının dahi farkında olmadan aç acına deliler gibi çalışıp, bir çikolatayla “Ohhh be işte hayat bu…” diyememek de bir o kadar yanlışlıktır...
Sevgiyle kalın… bugününüz için bir şeyler yapmayı unutmayın…

Mehtap Kayaoğlu





Alıntı ile Cevapla
19.06.2019
  #2
Bayan Üye
 
LeyLa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri    
Kayıt Tarihi: 20.06.2013
Üye No: 943
Yaş: 26
Mesajlar: 185
Likes 3
Rep Puanı: 304
Etiketle: @LeyLa
Online-Ofline
LeyLa isimli Üye şimdilik offline konumundadır



Demek ki her işte bir hayır vardır. Hayat devam ediyor her şeye rağmen. Başlangıcı olan her şey bitiyor. Sonra yeni rüzgarlar esiyor hayatınızda. Bu rüzgarın şiddeti bazen yaşamımızı çok etkiliyor bizi sağa sola doğru hızla savuruyor. Bazen de hoş düşlere merhabalar diyor.
  Alıntı ile Cevapla
17.08.2019
  #3
Üye
 
Muallem. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri    
Kayıt Tarihi: 27.07.2019
Üye No: 9065
Mesajlar: 1.542
Likes 951
Rep Puanı: 62898
Etiketle: @Muallem.
Online-Ofline
Muallem. isimli Üye şimdilik offline konumundadır



Bitmeler acıttığı gibi , gitmeler de acıtır.

Esasında burda CENNET mevhumu arzusu yatar,
Cennetin varlığına vicdani bir delil olur.

İnsan kendisini mutlu ve huzurlu kılan lezzetlerin bitmesini, gitmesini istemiyor.
Mesela ;
Babalarımızın şefkatli bakışların devamını arzuladığımız gibi,
Sevgili ile çay Faslı’nda zamanı durdurmak istediğimiz gibi,
En yordun haliminde yastıga yanaklarınızın değmesi gibi.
Orucun iftar anındaki midenin ihitacını bilmemiz gibi....
Ala meratibin.
Çoğaltabilirsiniz örnekleri....

Halbuki bütün bu tatlı anların tadını kaçıran arızalar çıkar ve çıkacaktır karşımıza.
Zira imtihanın gereğini yaşıyoruz.

Söz sultanı şöle der bu konuya dair;

“ Zevali lezzet elem olduğu gibi, zevali lezzetin tasavvuru dahi elemdir .”
Der...

Yani ; lezzetlerin bitmesi elem getirdiği gibi, lezzetli geçen zamanlarımızı düşünmek elem verir.

Bunu ; Maşukundan ayrılmış bir aşık en güzel bir şekilde anlar.
Şiirler yazdırır,
Mecnun yapar çöllere düşürtür,
Belki de Ferhat olur, Şirin olur ine ile dağı kazar yol yapar...


Teşekkür ederim konu için...
  Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık







Powered by vBulletin® Version 3.8.11
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.1



  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
SevgiForum