SevgiForum.NET  



Go Back   SevgiForum.NET > İSLAM > İslami Bilgiler > Hutbeler - Vaazlar

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
28.03.2019
  #61

♥ нαғιz'ι ĸυr'αɴ ♥
 
Kenshi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri
Kayıt Tarihi: 02.02.2013
Üye No: 88
Yaş: 30
Mesajlar: 2.277
Aldığı Beğeni: 3225
Rep Puanı: 3567
Etiketle: @Kenshi
Online / Ofline :
Kenshi isimli Üye şuanda  online konumundadır






MİRAÇ GECESİ

Muhterem Müslümanlar!
Tarihin her döneminde olduğu gibi Mekkeli müşrikler de İslam davetini engellemek için işkence ve eziyette sınır tanımamış, Müslümanlara karşı sosyal ve ekonomik boykot uygulamıştı. Tam boykot sona ermişti ki, bu sefer de Peygamber Efendimiz (s.a.s), kendisini daima himaye eden amcası Ebu Talib’i ve en sıkıntılı zamanlarında destekçisi olan sevgili eşi Hz. Hatice annemizi kaybetti. Peygamberimizin himayesiz kaldığını düşünen müşrikler, O’na reva gördükleri eza ve cefayı daha da artırdı. Bir çıkış yolu arayan Allah Resûlü (s.a.s) İslam’ı tebliğ etmek için Taif’e gitti. Ancak orada da hakaretlere maruz kaldı. Hatta taşlandı ve mübarek ayakları kan revan içinde kaldı. İşte teselliye en çok muhtaç olduğu böyle bir zamanda Cenâb-ı Hak, Habibi’ni himaye ederek O’na İsrâ ve Miraç mucizesini lütfetti.


Kıymetli Müminler!
Hutbemin başında okuduğum âyet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu Mescid-i Harâm’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir. Hiç şüphesiz o, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.”[1]
İsrâ, Sevgili Peygamberimizin bir gece, Mekke’deki Mescid-i Harâm’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’ya yolculuğudur. Miraç ise Mescid-i Aksâ’dan en yüce makama kabulünün adıdır.


Değerli Müslümanlar!
Allah Resûlü (s.a.s), Miraç’tan ümmetine üç büyük hediyeyle dönmüştür.[2] Bu hediyelerin birincisi Peygamberimizin “Gözümün nuru”[3] dediği beş vakit namazdır. Namaz, Allah’la kul arasındaki güçlü iman bağının tezahürüdür. Namaz, yönünü kıbleye dönen, alnını secdeye koyan müminin manevi yükselişidir. Namaz sadece şekilden ibaret değildir. Aksine namaz, bedenen olduğu kadar zihnen ve kalben de insanı kuşatan bir ibadettir. Namaz kılan insan aynı zamanda güzel ahlaklı, dürüst, mütevazı, merhametli, adil olması beklenen insandır. İşte bu yüzden âyet-i kerimede “Muhakkak ki, namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar”[4] buyurulmuştur.
Mirac’ın bir diğer hediyesi “Âmenerresûlü” olarak bildiğimiz ve her gün yatsı namazından sonra okuduğumuz Bakara Sûresi’nin son iki âyetidir. Bu âyet-i kerimeler bize iman esaslarını, kulluk şuurunu ve sorumluluk bilincini hatırlatır. Dünyada yapıp ettiğimiz her şeyin bir hesabı olduğunu bildirir. Rabbimize içtenlikle nasıl dua ve yakarışta bulunacağımızı öğretir.
Mirac’ın son hediyesi ise ümmet-i Muhammed’den Allah’a ortak koşmayanların günahlarının bağışlanacağı ve sonunda cennete girecekleri müjdesidir.


Muhterem Müslümanlar!
Miracın yüreğimizde kanayan emaneti ise Kudüs ve Mescid-i Aksâ’dır. Asırlar boyunca Müslümanların idaresi altında “barış ve selamet yurdu” olarak anılan Kudüs, bugün işgalin, zulmün, şiddetin ve acının toprağı haline getirilmiştir. İbadet özgürlüğünü hiçe sayanlar, mabet dokunulmazlığını ihlal edenler, bir yandan müminlerin Mescid-i Aksâ’da ibadet etmesine engel olmakta, diğer yandan bir cuma vakti Yeni Zelanda’da camide ibadet eden masum Müslümanları hunharca katletmektedir.
Unutulmamalıdır ki hiçbir zorbalık, Müslümanların Kudüs’te, Mescid-i Aksâ’da, bütün yeryüzü camilerinde birlik ve huzur içinde ibadet etmelerine engel olamayacaktır. Huzura, barışa ve umuda kasteden zalimler kendi yaktıkları ateşin kurbanı olacaklardır. Nitekim Cenâb-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Allah’ın mescidlerinde O’nun adının anılmasına engel olan ve onların harap olması için çalışandan daha zalim kim olabilir? Aslında bunların oralara ancak korka korka girmeleri gerekir. Böyleleri için dünyada rezillik, âhirette de büyük bir azap vardır.”[5]


Aziz Müminler!
Miraç gecesi zihinlerimizde berraklığa, kalplerimizde ferahlığa, hayatımızda huzura vesile olsun. Allah’tan gelen namaz davetine yürekten icabet edip omuz omuza kıyama duralım. Miracın bereketiyle secdeye varalım. İmanın onurunu, kul olmanın sorumluluğunu bir kez daha hatırlayalım. Kudüs ve Mescid-i Aksâ’nın özgür olduğu Miraç gecelerine kavuşmak için umudumuzu ve duamızı eksik etmeyelim.
Önümüzdeki Salı gününü Çarşamba’ya bağlayan gece idrak edeceğimiz Miraç Gecesi’nin İslam âleminin birlik ve beraberliğine, yükselmesine ve yücelmesine vesile olmasını Yüce Rabbimizden niyaz ediyorum.
[1] İsrâ, 17/1.
[2] Müslim, Îmân, 279.
[3] Nesâî, Işratü’n-nisâ’, 1.
[4] Ankebût, 29/45.
[5] Bakara, 2/114.




Dabulyu Dabulyu Dabulyu Nokta Sevgiforum Nokta Net..




Sefacan...Ƽȝ
  Alıntı ile Cevapla
04.04.2019
  #62

♥ нαғιz'ι ĸυr'αɴ ♥
 
Kenshi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri
Kayıt Tarihi: 02.02.2013
Üye No: 88
Yaş: 30
Mesajlar: 2.277
Aldığı Beğeni: 3225
Rep Puanı: 3567
Etiketle: @Kenshi
Online / Ofline :
Kenshi isimli Üye şuanda  online konumundadır





MÜSLÜMAN HAYIRLI BİR KOMŞUDUR

Muhterem Müslümanlar!
Okuduğum âyet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Allah’a kulluk edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara iyi davranın. Allah kendini beğenen ve böbürlenip duran kimseyi asla sevmez.”1
Okuduğum hadis-i şerifte ise Resûl-i Ekrem (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Allah katında komşuların en hayırlısı, komşusuna en güzel davranandır.”2

Aziz Müminler!
Komşuluk, sosyal hayatımızın ayrılmaz bir parçasıdır. Komşularımız, her gün karşılaştığımız, huzur ve güven veren selamına alıştığımız, ihtiyaç duyduğumuzda yanı başımızda bulduğumuz insanlardır. Köyümüzün, mahallemizin, ilçemizin, şehrimizin ve ülkemizin de komşuları vardır. Her türlü komşuluk ilişkisinde esas olan ise, hakkaniyet, nezaket, saygı ve merhamettir. Ahlakî erdemlere sahip, insanî değerlere saygılı, komşusunun şeref ve haysiyetini koruyan bir komşu, dünya hayatının en büyük nimetlerinden birisidir.

Kıymetli Müslümanlar!
Komşuların birbiri üzerinde öyle çok hakkı vardır ki, Sevgili Peygamberimiz “Cebrâil, bana komşu hakkından o kadar çok bahsetti ki, neredeyse komşuyu komşuya mirasçı yapacak zannettim”3 buyurur. Komşuya iyilik yapmak ve güzel davranmak, Peygamberimizin ifadesiyle, mümin olmanın gereğidir.4
Mümin, imanından aldığı olgunlukla, komşusunu yalnız ve yardımsız bırakmaz. Maddi ya da manevi her türlü ihtiyacında komşusuna destek olur. Öyle ki, mümin bir kadın, yemek yaparken bile çorbanın suyunu biraz fazla koyarak komşusunu gözetmenin Peygamber tavsiyesi olduğunu bilir. Acı tatlı gününü paylaşmak, hastalandığında ziyaret edip, öldüğünde cenazesinde bulunmak, aile fertlerine sahip çıkmak her müminin komşuluk vazifesidir.

Değerli Müminler!
Ne hazin bir durumdur ki, günümüzde aynı apartmanın çatısı altında yaşayan, akşam olunca aynı duvara sırtını yaslayan nice komşu, birbirini tanımamaktadır. Komşular birbirlerinden bir selamı bile esirgemekte, yaşanan acılar günlerce sonra duyulmakta, sevinçler dört duvar arasında kalmaktadır. Günümüz insanı, dünya telaşı içinde koşarken ruhunu ve gönlünü ihmal etmekte, dertlerine derman olabilecek komşuluk ilişkilerini gözden kaçırmaktadır. Komşuluğun zayıflamasıyla birlikte, maalesef birbirimizi tanıma, anlama, hoş görme, affetme gibi güzel vasıflarımız da kaybolmaktadır.

Aziz Müminler!
Geliniz bu Cuma vakti, müminler olarak komşuluk ahlakına ve hukukuna ne derece riayet ettiğimizin muhasebesini yapalım. Komşularımıza sıcak ve samimi bir selam verip, çocukların hatırını sormayı, gençlere güler yüz göstermeyi ihmal etmeyelim. Komşularımızın kederine ve sevincine ortak olalım. “Komşusunun, şerrinden emin olmadığı kimse cennete giremez”5 buyuran Peygamber Efendimizin ne kadar ciddi bir uyarıda bulunduğuna dikkat kesilelim. Elimizden ve dilimizden komşularımızın zarar görmemesi için azami derecede hassasiyet gösterelim. Peygamberimizin “Komşusu açken tok yatan kimse hakkıyla iman etmiş sayılmaz”6 hadisini mihenk kabul edelim. En son hangi komşumuzu ziyaret ettik ya da hangi komşumuzu evimizde ağırladık? Kendimize soralım.

Aziz Müslümanlar!
Komşularla iyi ilişkiler kurmak, tıpkı ibadet etmek gibi, imanımızın gereğidir. Komşuluk ilişkilerimizde sevgi, saygı, yardımlaşma ve dayanışma duygusunu hâkim kılmak, ahlakımızın gereğidir. Kendimiz için iyilik adına ne istiyorsak komşumuz için de onu isteyelim. Kendimize yapılmasını arzu etmediğimiz kötülükten komşumuzu da muhafaza edelim. Bedenlerimizle birlikte kalplerimiz de komşu olsun.
1 Nisâ, 4/36.
2 Dârimî, Siyer, 3; Tirmizî, Birr, 28.
3 Tirmizî, Birr, 28.
4 İbn Mâce, Zühd, 24; Tirmizî, Zühd, 2.
5 Müslim, Îmân, 73.
6 Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, X, 7.
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
  Alıntı ile Cevapla
11.04.2019
  #63

♥ нαғιz'ι ĸυr'αɴ ♥
 
Kenshi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri
Kayıt Tarihi: 02.02.2013
Üye No: 88
Yaş: 30
Mesajlar: 2.277
Aldığı Beğeni: 3225
Rep Puanı: 3567
Etiketle: @Kenshi
Online / Ofline :
Kenshi isimli Üye şuanda  online konumundadır





İMANIN HAYATIMIZDAKİ YANSIMALARI

Muhterem Müslümanlar!
İman, Allah’ın varlığına ve birliğine, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kaza ve kaderin Allah’tan olduğuna yürekten inanmaktır. Rahmet Peygamberinin insanlığa tebliğ ettiği tüm hakikatleri kalp ile tasdik, dil ile ikrar etmektir.

Aziz Müminler!
Hz. Âdem’in dünyasında iman, cennetini yitirse de onu yeniden kazanabilmek için umudunu kaybetmemek, mücadeleden vazgeçmemektir. İstikamet yürüyüşünde ayaklar kaysa da, yolun sonuna varabilmek için yeniden ayağa kalkma azmidir. İman, Hz. Nûh’un atölyesinde kurtuluş gemisi inşa etmektir. Zira sadece Rabbine güvenerek iman gemisine binen mümin, selamet yurduna demir atacak ve ebedi kurtuluşa erecektir.
İman, Hz. Eyyûb’un çilehanesinde dermandır. Hz. Dâvûd’un mahkemesinde adalettir. Hz. Süleyman’ın mülkünde ilim ve hikmettir. Bazen darlıkla bazen de varlıkla imtihan edilen kul, bu imtihanları başarıyla geçebilecek kabiliyete sahip olduğunu unutmamalıdır. Çünkü Allah, kişiyi ancak gücünün yettiğiyle yükümlü kılar. Her zorluğun yanında mutlaka bir kolaylık ihsan eder.


Kıymetli Müminler!
İman, Hz. Yûsuf’un iffet ve edebinde, Hz. Yakub’un sabır ve duasında gizlidir. İman, canıyla imtihan olan evlat Hz. İsmâil’in, cananıyla imtihan olan baba Hz. İbrâhim’in teslimiyetlerinin kaynağıdır. Muhammed Mustafa (s.a.s) gibi, sağ eline güneş, sol eline ay verilse dahi asla taviz verilmeyen ve vazgeçilmeyen büyük bir davadır iman.


Değerli Müslümanlar!
İman, kuru bir söz ve hayata yansımayan bir duygu değildir. İman, gönülde başlayıp bütün bedene yayılan ve fiiliyata dökülen eşsiz bir güçtür. Hayatın bütün yönleriyle iman arasında sıkı bir bağ vardır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), bir hadis-i şeriflerinde bu gerçeğe şöyle işaret etmektedir: “İmanın yetmiş küsur şubesi vardır. Bunların en üstünü لاَ إِلَهَ إِ لاَ ا للُّ ‘Allah’tan başka ilâh yoktur’ sözüdür. En alt derecesi ise yoldaki eziyet veren şeyleri kaldırmaktır. Hayâ da imanın bir şubesidir.”1

Muhterem Müminler!
İman, kişinin özüne yansır. Hayatına anlam katar. Ona bir istikamet çizer. Kendisiyle, ailesiyle, toplumla ve bütün varlık âlemiyle iyi ilişkiler kurmasını sağlar. Yaratılış gayesine uygun bir yaşama bilinci aşılar. İman, kişinin söz ve davranışlarına yansır. Mümin, dilinden ve elinden herkesin güvende olduğu güzel ahlaklı kişidir. Konuştuğunda doğruyu söyler. Halis niyetli, mütevazı, dürüst ve merhametlidir. Ancak bu şekilde sırât-ı müstakîme yani dosdoğru yola ulaşacağını bilir. İman, müminin yüzüne yansır. Tebessümü sadaka bilen mümin, etrafına sevgi ve şefkat nazarıyla bakar. İman, müminin geçimine yansıyınca bereket, yuvasına yansıyınca mutluluk, bütünüyle hayatına yansıyınca da kurtuluş olur.

Aziz Müslümanlar!
Gönülden iman etmek ve bu imanın gereklerini yerine getirerek yaşamak hem mümin olmanın hem de ahirette mükâfata nail olmanın tek yoludur. O halde, dünyayı selamet, ahireti de cennet yurduna dönüştürecek muhteşem bir imkan olan imanımızı salih amel ve güzel ahlakla süsleyelim. İnandığımız değerleri yaşamaya ve yaşatmaya gayret edelim.
Hutbemi, Yüce Rabbimizin iman edip, imanına uygun davranışlarda bulunanlara vaat ettiği şu müjdeyle bitiriyorum: “Erkek ya da kadın, kim mümin olarak salih amel işlerse, elbette ona hoş bir hayat yaşatacağız ve onların mükâfatlarını yaptıklarına karşılık olarak en güzeliyle vereceğiz.”2
1 Nesâî, Îmân, 16.
2 Nahl, 16/97.
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
  Alıntı ile Cevapla
18.04.2019
  #64

♥ нαғιz'ι ĸυr'αɴ ♥
 
Kenshi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri
Kayıt Tarihi: 02.02.2013
Üye No: 88
Yaş: 30
Mesajlar: 2.277
Aldığı Beğeni: 3225
Rep Puanı: 3567
Etiketle: @Kenshi
Online / Ofline :
Kenshi isimli Üye şuanda  online konumundadır





BERÂT GECESİ

Muhterem Müslümanlar!
Yüce Allah’ın kullarına lütfettiği en büyük nimetlerden biri zamandır. Zaman, insanın hayat hikayesini bütünüyle kuşatan bir imkân ve fırsat alanıdır. Bu sebeple, her ânı kıymetli ve değerlendirilmeye layık eşsiz bir sermayedir. Vaktinin kıymetini bilip onu boşa harcamayanlar, hayatının her safhasında Allah’ın rızasını gözetip Resûlüllah’ın rehberliğine tabi olanlar, Rabbimizin ikramına mazhar olacaktır. Zamanı boşa geçirmek ise bir insan için en büyük ziyan, en büyük hüsrandır.


Aziz Müminler!
Yılın hangi ayı, hangi günü ve hangi saati olursa olsun kulluk bilinciyle geçirilen her ânımız değerlidir. Fakat bazı vakitler vardır ki ilâhi lütuf zamanları olarak bahşedilmiş, duaların kabulüne ve günahların affına vesile kılınmıştır. Bu zaman dilimleri Allah’ın insanlara olan sonsuz rahmetinin bir eseridir. İşte böylesine kıymetli zamanlardan biri de bu akşam idrak edeceğimiz Berât gecesidir.


Değerli Müslümanlar!
Üç aylar, bizi hem ruhen hem bedenen Ramazan’a hazırlamaktadır. Bu ayların başı olan Recep ayı, Regâib ve Miraç geceleriyle bereketlenir. Ortası olan Şâban ayı ise Berât gecesiyle af ve mağfirete açılır. Allah Resûlü (s.a.s) Berât gecesinde yapılacak ibadetin, dua ve niyazın affedilmemize vesile olacağını bizlere şöyle müjdelemiştir: “Şâban ayının on beşinci gününü oruçlu geçirin. Gecesinde ise ibadete kalkın. Çünkü o gece güneş batınca Allah Teala en yakın semaya tecelli ederek fecir doğuncaya kadar: ‘Bağışlanma dileyen yok mu, onu bağışlayayım! Rızık isteyen yok mu, ona rızık vereyim! Musibete uğrayan yok mu, ona afiyet vereyim…’ buyurur.”1


Kıymetli Müminler!
Berât gecesi, kalbimizin en derin yerinden Rahmân’a doğru bir yol açma vaktidir. Berât gecesi, tövbe etmenin, Rabbimize yönelip rahmet ve mağfiret dilemenin tam vaktidir.
Bu mübarek geceyi değerlendirmenin en temel şartı; hayatın karmaşasından biraz olsun kendimizi kurtarıp kulluğumuzu sorgulamaktır. Ne ile meşgulüm, hangi uğurda yaşıyorum, niyetlerim ve amellerim beni nereye götürüyor diye kendimize sormaktır. İç dünyamıza dönmek, geçmişimizin muhasebesini yapmak, tefekkür etmektir. Rabbimize itaatkâr bir kul ve iyi bir insan olmaya söz vermektir. Nefsimizin esaretinden kurtulmak, hata ve günahlarımızdan pişmanlık duymaktır. İşte o zaman bu gece bizim için gerçek manada bir fırsata dönüşecek ve kurtuluş beratımız olacaktır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Cenâb-ı Hak Peygamberimize hitaben şöyle buyurmaktadır: “Ayetlerimize inananlar sana geldiğinde onlara de ki: ‘Selam size! Rabbiniz merhamet etmeyi bir lütuf olarak kendine yazdı. Gerçek şu ki, sizden kim bilmeyerek bir kötülük yapar da ardından tövbe edip kendisini düzeltirse, bilsin ki Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.’”2


Muhterem Müminler!
Ebedi hayatta kurtuluş beratını alabilmek için bu gecenin feyzinden ve bereketinden istifade edelim. Her nefes alıp verişimizde Allah’ın rızasını gözetelim. Ömrümüzü Kur’an ve sünnet ölçüsüne göre şekillendirelim. Unutmayalım ki, kulluk şuuruyla geçirilmeyen her ânımız bize zarar ve ziyan olarak geri dönecektir.
Bu vesileyle Berât gecenizi tebrik ediyorum. Bu mübarek gecenin aziz milletimize, İslam âlemine ve bütün insanlığa hayırlar getirmesini Cenâb-ı Hak’tan niyaz ediyorum.
1 İbn Mâce, İkâmet, 191.
2 En’âm 6/54.
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
  Alıntı ile Cevapla
25.04.2019
  #65

♥ нαғιz'ι ĸυr'αɴ ♥
 
Kenshi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri
Kayıt Tarihi: 02.02.2013
Üye No: 88
Yaş: 30
Mesajlar: 2.277
Aldığı Beğeni: 3225
Rep Puanı: 3567
Etiketle: @Kenshi
Online / Ofline :
Kenshi isimli Üye şuanda  online konumundadır






TİCARET HAYATININ BEREKETİ: İŞ AHLAKI


Muhterem Müslümanlar!
İnsanoğlu, kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin nafakasını temin etmek için rızkını arar. Bu gayeyle her bir insan, Yüce Rabbimizin koyduğu sünnetullâha uygun olarak farklı işler yapar. Kimi işçi, kimi işveren, kimi memur, kimi de amir olarak çalışır. Dünya hayatındaki bu zorunlu görev paylaşımında nice hikmetler vardır. Nitekim Yüce Allah, “Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için kimini ötekine derecelerle üstün kıldık. Rabbinin rahmeti onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır”1 buyurmaktadır.


Aziz Müminler!
Maddî durumu, makam ve vazifesi ne olursa olsun, insanlar bir tarağın dişleri gibi eşittir. Kul olarak hiç kimsenin diğerinden bir ayrıcalığı veya üstünlüğü yoktur. İş hayatındaki ast-üst ilişkisi Cenâb-ı Hakkın katında insana özel bir konum kazandırmaz. Allah’ın huzurunda insanı değerli kılan ancak imanı, ibadeti, ahlakı ve takvasıdır. Peygamberimiz (s.a.s) bir hadis-i şeriflerinde bizleri şöyle uyarmaktadır: “Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz, ancak kalplerinize ve amellerinize bakar.”2


Kıymetli Müslümanlar!
Bir kimseye iş temin etmek, rızkını helal yoldan kazanmasına ve ailesini geçindirmesine yardımcı olmak büyük iyiliktir. Ancak bu aynı zamanda karşılıklı hak ve sorumlulukları da beraberinde getirir. Bu sorumluluklara riayet edilip karşılıklı haklar gözetildiğinde hem Allah’ın rızası kazanılacak hem de toplum barış ve refah içinde yaşayacaktır.
Resûlullah (s.a.s), işçi ile işveren, amir ile memur arasındaki bağı “kardeşlik ilişkisi” olarak vasıflandırmıştır. Kardeşler arasındaki ilişkide ise sevgi ve saygı, şefkat ve merhamet, dayanışma ve yardımlaşma esastır. Allah Resûlü’nün uyarılarını dikkate alan bir işveren, işçisinin haklarını gözetir. Ona huzurlu bir iş ortamı sağlar. İbadet ve dinlenme gibi ihtiyaçları için gerekli imkânları sunar.
Hak ettiği ücreti vaktinde öder. Takatinin üzerinde işler yükleyerek onu yıpratmaz. Sağlığını ve hayatını tehlikeye atmaz. İş güvenliğine yönelik bütün tedbirleri alır. İşçisini emanet olarak görür ve onun hakkında Allah’a karşı sorumlu olduğunu bilerek hareket eder. İşçisiyle kardeşçe, insaflı, sıcak ve samimi bir ilişki kurar. Sosyal haklardan mahrum, mağdur ve kayıtsız işçi çalıştırmaz.


Muhterem Müminler!
İş hayatının işçiye de yüklediği sorumluluklar vardır. Mümin, Peygamberimizin tavsiyesine uygun olarak işini sağlam yapar. Çalıştığı mekânı, eşya ve malzemeleri kendi malı gibi korur. İşyerinin imkânlarını şahsi ihtiyaçları için kullanmaz. Verimli ve kaliteli bir iş çıkarmadığında bunun haksız kazanç elde etmesine sebep olacağını bilir.
Kamu görevi yürüten kimse de bu hizmeti milletimizin bir emaneti olarak görmelidir. Her hayırlı işin sevabı olduğu gibi, her ihmal ve hatanın da kul ve kamu hakkı doğuracağını asla unutmamalıdır.


Aziz Müslümanlar!
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz ona şah damarından daha yakınız. Üstelik biri insanın sağ tarafında, biri sol tarafında oturmuş iki melek de onun yaptıklarını yazmaktadır.”3
Rabbimizin bu uyarısı gereği, hayatımızın her alanında olduğu gibi, iş dünyamızda da kulluk bilincine ihtiyacımız vardır. Hepimiz helalinden üretip helal yoldan kazanmaya gayret edelim. Sanat ve zanaat erbabı olarak çırağımıza, kalfamıza, ustamıza sadece meslek öğretmekle kalmayalım. Aynı zamanda erdemi, dürüstlüğü, sadakati, alın terinin ve helal kazancın değerini de öğretelim. Tevazu ve güzel ahlak aşılayalım. Böylece İslâm kardeşliğini ve nebevî hikmete dayalı iş ahlakını nesillerimize aktarmış olalım.
Hutbemi bir kutsî hadis ile bitiriyorum: “Yüce Allah şöyle buyurur: ‘Kıyamet gününde karşısına bir hasım olarak dikileceğim üç çeşit insan vardır: Bunların birincisi, benim ismimi kullanarak söz verip sözünde durmayan kimse, diğeri hür bir insanı köle diye satıp parasını yiyen kimse, üçüncüsü ise bir işçiyi istihdam edip ondan verim aldığı halde ücretini vermeyen kimsedir.’”4
1 Zuhruf, 43/32.
2 Müslim, Birr, 34.
3 Kâf, 50/16-17.
4 Buhârî, İcâre, 10.
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
  Alıntı ile Cevapla
02.05.2019
  #66

♥ нαғιz'ι ĸυr'αɴ ♥
 
Kenshi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri
Kayıt Tarihi: 02.02.2013
Üye No: 88
Yaş: 30
Mesajlar: 2.277
Aldığı Beğeni: 3225
Rep Puanı: 3567
Etiketle: @Kenshi
Online / Ofline :
Kenshi isimli Üye şuanda  online konumundadır





KUR’AN VE SÜNNET BÜTÜNLÜĞÜ

Muhterem Müslümanlar!
Yüce Allah insanı en mükemmel bir varlık olarak yaratmıştır. Başta akıl olmak üzere, irade, düşünme, anlama, doğru ile yanlışı ayırt edebilecek anlayış ve kabiliyet vermiştir. Bununla da yetinmeyerek, ilk insan ve ilk peygamber Hz. Adem (a.s)’dan itibaren mesajlarını peygamberler aracılığı ile insanlara ulaştırmıştır. Peygamberler de, gönderilen ilahi emirleri, olduğu gibi insanlara ulaştırmanın yanında, bu hükümleri bizzat uygulamışlar ve gönderildikleri toplumlara en güzel örnek olmuşlardır.(1) Peygamberlerin sonuncusu da Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s)’dir. Hz. Peygamberimiz (s.a.v), kendisine vahyedilen ayetleri tebliğ etmiş ve bu ayetleri söz ve davranışlarıyla açıklamıştır. Bunun yanında Kur’an’ daki hükümleri tatbik ederek ümmetine örnek olmuştur. (2)


Muhterem Mü’minler!
Dinimizi iyi anlayabilmemiz için kitabımız Kur’an-ı Kerimi ve sevgili Peygamberimizin sünnetini çok iyi bilmemiz gerekir. Hz. Peygamberimizi Kur’an’dan ayrı düşünmek mümkün değildir. Kur’an-ı Kerimi açıklayanın, ibadetlerin nasıl yapılacağını öğretenin Hz. Peygamberimiz (s.a.s) olduğunu unutmayalım. Mesela; Cenab-ı Hak namazı emrediyor ama namazın rekatları ve kılınış şeklini Peygamberimiz “Ben nasıl kılıyorsam, namazı siz de öyle kılın”(3) buyurarak açıklıyor.
Yine Cenab-ı Hak Hac’la ilgili “Hac ve Umreyi tamamlayınız”(4) buyururken, Peygamberimiz ise; “Haccın yapılışını benden alınız yani öğreniniz.”(5) buyurmaktadır. Diğer ibadetler de böyledir. Ve Kur’an-ı Kerimin açıklaması da Peygamberimiz tarafından yapılmıştır. Nitekim Yüce Allah, Hz. Peygamberimize hitaben şöyle buyurmaktadır: “…İnsanlara kendilerine indirileni açıklaman ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için Sana bu Kur’an’ı indirdik.”(6)
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s)’de: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız müddetçe sapıklığa düşmezsiniz. Bunlar; Allah’ın kitabı Kur’an ve benim sünnetimdir.”(7) buyurmaktadır.


Muhterem Mü’minler!
Peygambere itaat Allah’a itaattir. Allah’ı sevmenin yolu ise Peygamber’e tâbi olmaktır. Dünya ve ahiret mutluluğunu kazanmanın yolu, Peygamberimizin bıraktığı iki emanete (Kur’an ve Sünnete) sahip çıkmaktan geçer.
Hutbemi Âl-i İmrân suresinin 32. ayetinin mealiyle bitirmek istiyorum: “(Ey Peygamber) De ki: Allah’a ve Rasûlü’ne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah inkar edenleri sevmez.”
1- Bkz Nisa 4/59.
2- Ahzab 33/21
3- Buhari Salat (Ezan) 631
4- Bakara 196
5- Nesei Hac 3059
6- Nahl 16/44.
7- Muvattâ, Kader, 3
  Alıntı ile Cevapla
08.05.2019
  #67

♥ нαғιz'ι ĸυr'αɴ ♥
 
Kenshi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri
Kayıt Tarihi: 02.02.2013
Üye No: 88
Yaş: 30
Mesajlar: 2.277
Aldığı Beğeni: 3225
Rep Puanı: 3567
Etiketle: @Kenshi
Online / Ofline :
Kenshi isimli Üye şuanda  online konumundadır





ZEKÂT İBADETİ VE TARIMSAL MAHSÜLLERİN ÖŞRÜ


Muhterem Müslümanlar!
İslam’ın beş şartından biri zekattır. Zekât; mali bir ibadet olmakla beraber aynı zamanda sosyal bir ibadettir. Sözlükte, çoğalma, artma, bereket ve temizlik anlamına gelen zekat dinen; belirli bir servetten, belirli miktarını yine belirli kimselere Allah rızası için vermektir. Zekât; İnsanların kaynaşmasını sağlayan, kardeşlik duygularını pekiştiren, insanı Allah’a yaklaştıran ve kişiye insan sevgisini kazandıran bir ibadettir. Hicretin 2. yılında farz olan zekât, kişiyi cimrilikten kurtarıp serveti temizleyen, yoksul ile zengini birbirine bağlayıp, dünya düzenini sağlayan hiçbir surette terkine cevaz verilmeyen Farz bir ibadettir.


Muhterem Müslümanlar!
Bedendeki her uzvun şükrünü kendine has ibadet ile ödediğimiz gibi, kazanmış olduğumuz malın şükrünü de zekât ile eda etmek mümkündür. Yüce Allah “Namazı kılın, zekatı verin.Rükü edenlerle beraber sizde rükü edin.’’(1) buyurmuştur. Sevgili Peygamberimizde hadisi şerifinde şöyle buyurmakta. “Mallarınızı zekat vererek muhafaza altına alınız.’’(2) Müslümanın her zaman müslüman üzerinde hakkı olduğu gibi, fakirinde zenginin malında hakkı vardır.
Bu hususta Yüce Rabbimiz; “Mallarında (yardım) isteyen ve (iffetinden dolayı istemeyip) mahrum olanlar için bir hak vardır.’’(3) buyurmaktadır. Biz inananlar olarak yoksul ve fakire zekat ve sadaka vererek, hayır müesseselerine de yardım ederek hem Allah’ın emrini yerine getirmiş olur, hem de malını muhafaza altına almış oluruz.


Değerli Mü’minler!
Dinimizin önem verdiği farzlardan biriside öşürdür. Sözlükte “onda bir’’ anlamına gelen öşür, dini bir kavram olarak, zirai mahsullerden alınan vergi veya zekâta denir. Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde şöyle buyuruyor. “Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve yerden sizin için çıkardıklarımızdan Allah yolunda harcayın. Kendinizin göz yummadan alıcısı olmayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki Allah her bakımdan zengindir, övülmeye layıktır.’’(4)


Muhterem Müslümanlar!
Netice olarak zekât ve öşür, sosyal bir yardımlaşma ve dayanışma olması nedeniyle toplum fertlerinin birbirlerine şefkat, sevgi ve saygı bağlarıyla bağlanmalarını sağlar. Aralarındaki kıskançlık ve düşmanlık duygularını yok ederek, insan ve cemiyeti dünya ve ahiret azaplarından korur. Şefkat merhamet ve yardımlaşma gibi ahlaki güzellikleri canlandırır.
1-Bakara,2/43
2-Feth-ül Kebir: C.2,S.73
3-Zariyat,51/19
4-Bakara,2/267
  Alıntı ile Cevapla
4 Hafta önce
  #68

♥ нαғιz'ι ĸυr'αɴ ♥
 
Kenshi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri
Kayıt Tarihi: 02.02.2013
Üye No: 88
Yaş: 30
Mesajlar: 2.277
Aldığı Beğeni: 3225
Rep Puanı: 3567
Etiketle: @Kenshi
Online / Ofline :
Kenshi isimli Üye şuanda  online konumundadır





PEYGAMBERİMİZİN TARİFİYLE HAYIRLI MÜSLÜMAN

Muhterem Müslümanlar!
Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Allah’a karşı hakkıyla takva sahibi olun ve ancak Müslüman olarak can verin.”1
Okuduğum hadis-i şerifte ise Resûl-i Ekrem (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Müslüman, elinden ve dilinden Müslümanların zarar görmediği kimsedir.”2


Aziz Müminler!
Müslümanın en kıymetli hazinesi imanıdır. İman, bizi dünyada huzura, âhirette kurtuluşa kavuşturacak en büyük nimettir. Peygamber Efendimiz (s.a.s) bu nimete sahip olanları şöyle müjdelemektedir: “Kim gönülden tasdik ederek Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resûlü olduğuna şehâdet ederse Allah ona cehennemi haram kılar.”3 İman eşsiz bir cevher, benzersiz bir imkândır. İman dertlere derman, günahlara kalkandır. Mümini her durumda kötülükten koruyan ve iyiliğe yönlendiren bir güçtür. İmanın kıymetini bilen insan, imanında sebat etmeli, imanına yaraşır bir hayat sürmeye özen göstermelidir. İşte o zaman Rabbine daha çok yaklaşacak, boş arzuların ve geçici heveslerin esiri olmaktan kurtulacaktır.


Değerli Müslümanlar!
Yüreğimizdeki imanı perçinlemenin yolu, ibadetlerimizi aksatmamaktan geçer. Çünkü iman ibadetle beslenir. İbadet kulluğun özü, insanın yaratılış gayesidir. İnsanın, aracısız ve vasıtasız bir şekilde hâlini Rabbine arz etmesidir. Allah Resûlü (s.a.s) bu hususta mümine şöyle nasihat etmektedir: “Allah’a şirk koşmadan ibadet etmeye devam et, farz namazı kıl, farz olan zekâtı ver, Ramazan orucunu tut. İnsanların sana nasıl davranmasını istiyorsan sen de onlara öyle davran.”4 O halde tevhide bağlılığın, Allah’a imanın gereği, öncelikle namaz, oruç, zekât ve hac gibi farz ibadetleri yerine getirmektir. Nafilelerle Rabbinin rızasını kazanmak için gayret etmek de Müslümanın meziyetidir.


Kıymetli Müminler!
İmanı ve ibadeti kemale erdiren ise ancak güzel ahlaktır. Allah Resûlü (s.a.s) bir hadislerinde “Müminlerin iman bakımından en olgunu, ahlak bakımından en güzel olanıdır.”5 buyurmaktadır. Ahlakî erdemleri benimsemek ve kötü huylardan uzak durmak mümin için vazgeçilmez bir sorumluluktur. Mümin, “güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderilen”6 Peygamberimizi hayatının her alanında örnek alır. Küçüklerine merhamet, büyüklerine hürmet gösterir. Çevresine güven verir; emanete riayet eder. Doğru sözlüdür; yalana bulaşmaz. Cömerttir; cimrilik etmez. Anne babasına, eşine, çocuklarına, canlı cansız bütün mahlûkata şefkatle davranır; şiddete asla başvurmaz.


Muhterem Müslümanlar!
Muhammed ümmetinden olmak, ne büyük bir şereftir! Ama insanlık ailesi içinden seçilmiş en hayırlı ümmetin fertleri olmak, aynı zamanda sorumluluk ister. Sevgili Peygamberimizin hadis-i şeriflerini okuduğumuzda, bir Müslüman’ın şöyle tanımlandığına şahit oluruz: Müslüman, iman etmedikçe cennete giremeyeceğini, kardeşlerini sevmedikçe de gerçek anlamda iman etmiş olamayacağını bilen kişidir.7 Müslüman, bir iyilik yaptığında sevinen, bir kötülük yaptığında ise üzülen insandır.8 Müslüman, insanları karalamaz, lanet etmez, kaba ve kötü söz söylemez, hayâsızlık yapmaz.9 Kötülüklerin anası olan içkiden, ömrünü zayi eden kumardan, Allah’ın gazabını gerektiren zinadan uzak durur.10 Müslüman şirkten kaçınır, cana kıymaz, faiz yemez, yetim malına el uzatmaz. Müslüman, kardeşine iftira etmez, laf taşımaz, fitne ve fesada ortak olmaz.11


Aziz Müminler!
Allah Resûlü (s.a.s) bir hadislerinde şöyle buyuruyor: “Sizin en hayırlınız, kendisinden hayır beklenilen ve kötülüğünden emin olunandır; en şerliniz ise kendisinden hayır beklenmeyen ve kötülüğünden de emin olunmayandır.”12 O halde Peygamber Efendimizin bize öğrettiği gibi hayırlı bir Müslüman olmak için çaba gösterelim. Kalplerimizi imanla nurlandıralım. İbadetlerle besleyelim. Salih amel ve güzel ahlakla cilalayalım. Hayatımızın her safhasında hayrın anahtarı, şerrin kilidi olalım.


Muhterem Müslümanlar!
Hutbeme son verirken bir hususu sizlerle paylaşmak istiyorum. Diyanet İşleri Başkanlığımız ve Türkiye Diyanet Vakfımız öncülüğünde, fedakâr milletimizin desteğiyle ülkemizin her köşesine ve Dünya’nın dört bir yanına hizmet götürülmektedir. Öğrencilerimize sağlıklı barınma ortamı hazırlanmakta, burs, eğitim ve kültür desteği verilmekte, yetim ve yoksul kardeşlerimize ücretsiz eğitim sunulmaktadır. Ramazan ayının bu eşsiz ikliminde sizler de zekât, fıtır sadakası ve bağışlarınızla binlerce gencimize umut ışığı olabilir, onların ihtiyaçlarını karşılayabilirsiniz. Bu kapsamda Cuma namazını müteakip sevgi, muhabbet ve kardeşlik yüklü yardımlarınıza yeniden başvuracağız. Cenab-ı Hâk, yapmış olduğumuz ve yapacağımız bütün yardımları dergâh-ı izzetinde kabul eylesin.
1 Âl-i İmrân, 3/102.
2 Müslim, Îmân, 65; Buhârî, Îmân, 4.
3 Buhârî, İlim, 49.
4 İbn Hanbel, VI, 384.
5 Ebû Dâvûd, Sünnet, 15.
6 İbn Hanbel, II, 381.
7 Müslim, Îmân, 93.
8 İbn Hanbel, IV, 399.
9 Tirmizî, Birr, 48.
10 İbn Mâce, Eşribe, 1; Ebû Dâvûd, Eşribe, 5; Buhârî, Küsûf, 2.
11 Buhârî, Vesâyâ, 23; Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr, XII, 340.
12 Tirmizî, Fiten, 76; İbn Hanbel, II, 368.
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
  Alıntı ile Cevapla
4 Hafta önce
  #69

♥ нαғιz'ι ĸυr'αɴ ♥
 
Kenshi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri
Kayıt Tarihi: 02.02.2013
Üye No: 88
Yaş: 30
Mesajlar: 2.277
Aldığı Beğeni: 3225
Rep Puanı: 3567
Etiketle: @Kenshi
Online / Ofline :
Kenshi isimli Üye şuanda  online konumundadır






KARDEŞLİĞİMİZ ZEKÂT VE FITIR SADAKASIYLA BEREKETLENSİN


Muhterem Müslümanlar!
Bizler imanımızın gereği olarak mümin kardeşlerimize gönülden sevgi besler, saygı ve şefkat duyarız. Tıpkı bir bedenin uzuvları gibi birbirimize destek oluruz. Bazen bir sohbetle kardeşimizi ferahlatır, bazen yüküne omuz veririz. Mali yardımlarımızla müminlerin derdine derman olur, dualarımızla manevi olarak da yanlarında yer alırız. Zira şeref kaynağımız, yüce dinimiz İslam, bizlere dayanışma içinde olmamızı emretmiştir. Cenab-ı Hak, başta zekât ve fıtır sadakası olmak üzere farklı ibadetlerimiz sayesinde yardımlaşma bilinci kazanmamızı murad etmiştir.


Aziz Müminler!
Zekât, Din-i Mübin-i İslam’ın üzerine bina edildiği beş temel esastan biridir. Yerine getirilmesi Allah tarafından kesin bir şekilde emredilen farz bir ibadettir. Dinen zengin sayılanların yılda bir defa mallarının belirli bir kısmını ihtiyaç sahipleriyle paylaşması, vazgeçilmez bir sorumluluktur.
Zekât mali bir ibadettir ve Rabbimizin verdiği bunca nimete karşı bir şükür ifadesidir. Zekât, servetin bir kenarda birikip âtıl hale gelmesine engel olur. Kardeşlik duygularını pekiştirerek zenginle fakir arasında sevgi ve güven tesis eder. Başta cimrilik ve mal hırsı olmak üzere birçok kötü huydan mümini korur. Bir taraftan malı temizlerken diğer taraftan müminin kalbini arındırır. Verenin de alanın da hayatına bereket olur. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de “Onların mallarından zekât al, bununla onları temizlersin, arıtıp yüceltirsin”1 buyurulmaktadır. Bu emrin muhatabı olan Peygamber Efendimiz (s.a.s) ise bizlere “Sadaka vererek hastalarınız için Allah’tan şifa isteyin, zekât vererek de mallarınızı korumaya alın.”2 talimatında bulunmuştur.


Değerli Müslümanlar!
Fıtır sadakası ise insan olarak saygın yaratılmanın, ömrün en kazançlı dönemleri olan Ramazan günlerine erişmenin ve nihayet bayrama ulaşmanın şükrüdür. Ramazan’ın sonunu gören her Müslüman, kendisi ve bakmakla yükümlü olduğu ailesi için belirli bir miktar yardımı bayramdan önce ihtiyaç sahiplerine ulaştırmalıdır. Böylelikle gecesiyle gündüzüyle insanı ibadete davet eden mübarek Ramazan ayını iyilikle sonlandırmış olur. Fıtır sadakası, ihtiyaç sahiplerinin bayrama hazırlanmasına, bayramın huzuruna ve neşesine ortak olmasına vesiledir.


Kıymetli Müminler!
Bir toplumda farklı maddi imkânlara sahip insanların bir arada yaşaması gayet tabii bir durumdur. Bu farklılığın uçuruma dönüşmemesi, zenginin yoksulu gözetmesiyle mümkündür. Malında fakirin hakkı olduğunu idrak edemeyen zengin, bu hakkı sahibine teslim etmedikçe ziyandadır. Zekâtı ve fıtır sadakasını ihmal etmek günahtır, büyük bir vebaldir. Cenâb-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de müminleri şöyle uyarmaktadır: “Ey iman edenler! Alım satım, dostluk ve aracılığın olmadığı bir gün gelip çatmadan önce Allah’ın size verdiklerinden O’nun için harcayın…”3


Muhterem Müslümanlar!
Kardeşliğimizi zekât ve fıtır sadakası ile bereketlendirelim. Hayatımızın her anında olduğu gibi, bu Ramazanda da hayır ve hasenatın öncüsü olalım. Bayram sabahına varmadan fitrelerimizi muhtaç kardeşlerimizle buluşturalım. İnfakta bulunurken kimseyi incitmeyelim, gönül kırmayalım. Allah yolunda sevdiğimiz şeylerden infak etmedikçe iyiliğe asla erişemeyeceğimizi unutmayalım.


Aziz Müminler!
Diyanet İşleri Başkanlığımız ve Türkiye Diyanet Vakfımız “Kardeşliğimiz Zekâtla Bereketlensin” diyor. Önceki Ramazanlarda olduğu gibi bu Ramazanda da siz hayırsever milletimizin yardımlarını yurtiçi ve yurtdışındaki ihtiyaç sahiplerine ulaştıracağız. Gıda kolilerinizle yetimlerin ve fakirlerin yüzlerini güldüreceksiniz. Binlerce çocuğa bayramlık kıyafet giydireceksiniz. Mülteci ailelere iftar sofraları kuracaksınız. Ülkemizde, ümmet coğrafyasında ve dünyanın dört bir yanında, Allah’ın bizlere emaneti olan ihtiyaç sahiplerinin bayram sabahına mutlu ve huzurlu bir şekilde uyanmasına vesile olacaksınız inşallah.
Sizleri il ve ilçe müftülüklerimize ve Türkiye Diyanet Vakfı temsilciliklerimize başvurarak iyilik seferberliğine katılmaya davet ediyorum. Yapmış olduğumuz ve yapacağımız bütün yardımların makbul olmasını Rabbimden niyaz ediyorum. Hutbemi bir âyet-i kerimeyle bitiriyorum: “Namazı kılın, zekâtı verin. Önceden kendiniz için ne hayır yaparsanız Allah katında onu bulursunuz. Şüphesiz Allah yaptıklarınızı eksiksiz görür.”4
1 Tevbe, 9/103.
2 Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, III, 542.
3 Bakara, 2/254.
4 Bakara, 2/110.
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
  Alıntı ile Cevapla
2 Hafta önce
  #70

♥ нαғιz'ι ĸυr'αɴ ♥
 
Kenshi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri
Kayıt Tarihi: 02.02.2013
Üye No: 88
Yaş: 30
Mesajlar: 2.277
Aldığı Beğeni: 3225
Rep Puanı: 3567
Etiketle: @Kenshi
Online / Ofline :
Kenshi isimli Üye şuanda  online konumundadır






KADİR GECESİ

Muhterem Mü’minler!
Gecelerin en feyizlisi ve en bereketlisi olan Kadir gecesi, 31 Mayıs Cuma akşamını cumartesiye bağlayan gecedir. Oruç ibadetiyle geçirdiğimiz ve bereket mevsimi Ramazan’ın sonuna yaklaşırken, ‘‘bin aydan daha hayırlı’’olduğu bildirilen Kadir gecesini idrak edecek olmanın sevinç ve mutluluğunu yaşamaktayız.
Kadir gecesinin değeri; insanlığa rehber, şifa ve ebedi mutluluğun anahtarı olarak gönderilen Kur’an-ı Kerim’in, o gecede yeryüzü ve insanlıkla buluşmasından kaynaklanmaktadır.


Değerli Müslümanlar!
Geceyi nurlandıran Kadir süresinde Yüce Allah(c.c.)şöyle buyurmaktadır: ‘‘Şüphesiz biz O’nu (Kur’an-ı)Kadir gecesi’nde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen ne bileceksin! Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Ruh(Cebrail)O gecede Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner. O gece tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.(1)’’
Kadir gecesi, Rabbimizin bize sunduğu sayısız nimetlerin farkında olma zamanıdır. Kadir gecesini gereği gibi anlayıp değerlendirmenin yolu, Kur’anı okumanın ve dinlemenin yanında, yaptığı çağrıyı anlamaktan, üzerinde derin bir şekilde düşünmekten geçer. Mana ikliminde yol alarak hayatımızda O’nu rehber edinmekten geçer. Bu geceyi nafile ve kaza namazları kılarak, tevbe istiğfar getirerek, dua ederek, ailece ibadetle geçirmeliyiz. Bu gece; esenlik ve güvenliğin her tarafa yayıldığı, sema kapılarının açıldığı, dua ve tövbelerin kabul edildiği kutlu bir gecedir.


Kıymetli Mü’minler!
Kadir gecesi’nin Ramazan’ın hangi gecesi olduğu konusunda birçok görüş ileri sürülmüştür. Âlimlerin çoğunluğunun görüşü, Ramazan’ın 27.gecesi olduğu şeklindedir. Hz. Peygamber(s.a.v)bir hadisinde:‘‘Siz Kadir gecesi’ni Ramazan’ın son on günü içerisindeki tek rakamlı gecelerde arayınız.’’(2)buyururken, başka bir hadis-i şerifinde ise ‘‘Kim Kadir gecesi’ni ararsa, o’nu(Ramazan’ın)son yedi günü içerisinde arasın.’’(3)buyurmaktadır.

Değerli Mü’minler!
Kuran-ı Kerim’in inmeye başladığı bu geceyi idrak ettiğimiz bu yıl, Kuran’ın nüzulünün 1400.senesidir. Diyanet İşleri Başkanlığı da bu yılı “Kuran Yılı” olarak isimlendirmiştir.
Böyle müstesna geceleri, kendimizi yenileme fırsatı olarak görmeliyiz. Şahsımız, ailemiz ve bütün insanlık için bolca dua etmeliyiz. Kadir gecenizi tebrik eder, bu gecenin insanlığın barış, huzur ve saadetine vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ederim.
1-Kadr 97/1-5
2-Buhari Leyletül kadr.416
3-Buhari Leyletül kadr.417
  Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
2018, cuma, diyanet, geneli, hutbeleri, hutbesi, mart, namazı, sevgiforum, türkiye, yayımlandı


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık




Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 17:51.



Powered by vBulletin® Version 3.8.11
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.1